Savaş

  • 22.04.2022 09:36
  • Okunma: 647 kez

İnsanın fıtratı: iradesi, nefsi, mizacı, tabiatı ve karakteri; öz (orjinal tevhid) ekseninden sapma kaydettiğinde, aile bireyleri arasında bile küskünlüklere sebebiyet veren tamah ve hırs zaman zaman toplumları da birbirine düşürür. Devletlerde bazen kendilerini koruma adına bazen de hırslarına yenik düşerek kendilerini savaşırken bulur. Başkasının haklarını kısıtlama hatta hayat hakkından bile mahrum etme çabaları insanlık tarihi boyunca sürtüşmeleri ve nihayetinde de savaşları hep beslemiştir. Bazen bir toplum, ne kadar iyi bir istikamet üzere olursa olsun, haklı gerekçelerle başkalarıyla savaşmak zorunda kalır. Bu durum, insanoğluna ev sahipliği yaptığı günden beri yeryüzünün değişmez devinimi, döngüsüdür.


Sürtüşmenin ve savaşın olmadığı bir dünya hayali, hiçbir zaman gerçekleşmeyeceği için savaşa her an hazırlıklı olmak gerekir. Savaş durumu gerçekleştiğinde de müslümanın savaşa hazır olması en temel sorumluluklarından biridir.

 

İnsanların hoşuna gitmese de (Bakara 2/216) hayatın bir gerçeği olan savaş kapıya geldiyse eğer; müminlere farz kılınmıştır.
Bizler bu zamanın insanları savaşı; ticari, ekonomik, dini, soğuk ve sıcak olarak maddeler halinde sınıflandırıyoruz. Savaşın düşmanla olduğunu da iyice biliyoruz. Vatan, dil, din, bayrak mevzubahis olduğunda en ön safta vakfeye durur gibi duracağımızdan da şüphe yoktur elbette ki.


Bir de nefisle, şeytanla, fâsıkla ve inanmayanla mücahede vardır ki bu konu önümüzde her an açık olmalıdır. İnsan bu 4 unsur ile gücü yettiğince mücahede etmelidir.


Tağuti sistemi bize güzelleme yaparak  “üst aklı “olarak hazmettirmeye çalışan imaj aktörleri bu sahada gayet iyi çalışmaktadır. Hümanizm; diyerek perde arkasında Avrupa’da yaptıkları katliamlar ortadadır.


Bu sistemin nikabı, peçesi, maskesi; sağlam ve afillidir. Gerçek yüzünü göstermemek için elinden geleni yapar, yapmıştır. Bunu Avrupa mültecisini Ortadoğu mültecisinden daha değerli ve üstün tutarak göstermiştir. İnancımız gereği hangi ırktan ve dinden olursa olsun tüm insanları (mültecileri) değerli görürüz.


Ama bu seküler sistemin ev sahipleri Suriye mültecisine merhamet göstermemiştir. Sahip çıkmamıştır.
Ey insan çift kanatlı kuş gibisin. Bir kanadınla mücadeleni yap gerekiyorsa savaş. Diğer kanadınla kendine ve insanlığa şifa ol. Ancak dengeni kurarak yaradılış gayeni gerçekleştireceksin.  


Şifa; evrad, ezkar ile meşgul olmak kadar; yetim, yoksul ile ilgilenmektir de.
Ülkemiz toprak bütünlüğünü korumak ve sürekliliğini sağlamak için fazlaca çaba göstermiştir. Bu minvalde yanı başımızdaki Suriyeli kardeşlerimiz içinde elinden geleni yapmıştır. Ve Büyük Türkiye; Azerbaycan ‘ın yıllara sâri “ Karabağ” hasretine son vermesi konusunda büyük destek olmuştur.

 

"Savaşçının da, şifacının da ikiyüzlü olmayanı makbuldür." diyerek kelamı tamam edelim...

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları