Üsküdar’da Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun Kütüphanesi Açıldı

  • Güncelleme: 17.02.2022 23:55
  • Okunma: 601 kez
  • Yorum: 0
Üsküdar Belediyesi Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun’un adını İstanbullulara kazandırdığı kütüphanede yaşatacak.
Üsküdar’da Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun Kütüphanesi Açıldı

Üsküdar Belediyesi tarafından projelendirilen, gençlerin eğitim ve sosyal hayatına kalıcı değerler kazandıracak Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun’un adını taşıyan kütüphanede 40 bin baskılı 25 bin dijital kitap bulunuyor. Günün her saatinde öğrenciler; ücretsiz internet ağından faydalanırken, sessiz ve sakin ortamda kitap okuyabiliyor ve ikram saatlerinde çorba, kahve, kek ve çay alarak mola verebiliyorlar. Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, belediye binası içerisinde olan kütüphaneyi sık sık ziyaret ederek öğrencilerle sohbet etme imkânı bulup yüzlerini güldürüyor.

Hayatını öğrenmeye, öğretmeye, ülkesine ve milletine hizmet üretmeye adamış bir ömrün sahibi Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun’u gelin hep birlikte daha yakından tanıyalım.

Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun, Kocaeli'nin Körfez ilçesinde 1957 yılında dünyaya gelir. Babası Oğuz Türklerinin Çepni Boyundan Giresun Tirebolu Aslancık Köyü, Annesi Kocaeli Hereke eşrafından Manav Türkmeni bir aileye mensuptur. Baba memleketi, Türk fındığının başkenti ve kirazın anavatanı Giresun'dur.

Haluk Dursun’un hayatında Giresun ve Kocaeli özel bir yere sahip olur. Baba Dursun Dursun Giresun'dan Hereke'ye iş için gelir.

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Türk Sanayi Tarihi’nde çok önemli yeri olan ipek halının dokunduğu Hereke'ye yerleşir. Sümerbank Dokuma Fabrikası'nda çalışırken Hereke'nin yerlilerinden Osmanlı müderrisi bir ailenin kızı Şevkiye hanım ile tanışır ve evlenir. 1957 yılında Haluk Dursun dünyaya gelir. İlk öğrenimini Sümerbank Taş Mektepte tamamlar. Haluk Dursun’un tabiat ve okuma aşkı, Marmara Denizi'nin sakin ve serin suları ile bir tabloyu andıran Hereke'de böyle başlar. Türkiye birincisi olarak girdiği Galatasaray Lisesi'nde yatılı okumaya başlar. İstanbul’da yaşama serüveni böylece başlar. Her fırsatta İstanbul’un tarihi ve kültürünü araştırır. Bu bilgi birikimi ve İstanbul tutkusu, onu ileride ‘’İstanbul'da Yaşama Sanatı’’ ve ‘’Nil'den Tuna'ya Osmanlı Coğrafyası’’ kitaplarını yazmaya yönlendirecektir.

Çepni Boyu ve Manav Türkmen kültürünün tüm özelliklerini kendisinde toplamış bir ilim insanı.

Haluk Dursun, İstanbul Üniversitesi'nde Edebiyat Fakültesi Son Çağ ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi bölümünü bitirir. Marmara Üniversitesinde ise Yakın Çağ Tarihi Anabilim dalında yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamlar. Akademik kariyerine tarih alanında devam eder. Tarih, medeniyet, kültür alanında sayısız dersler ve konferanslar verir. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü Kurul Üyeliği aynı zamanda Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda müdürlük ve müsteşarlık yapar. Müsteşarlık döneminde Kültür ve Turizm Bakanlığı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı kurulur. Tarihine sahip çıkan ve koruyan Ahmet Haluk Dursun, Ayasofya'da kapsamlı restorasyon faaliyetleri yürütür, Osmanlı eserleriyle ilgili koruma, onarma çalışmaları gerçekleştirir. Yaptığı çalışmalarla çeşitli ödüller alır. Gazetelerde kültür sanat yazıları yazar. Televizyonlarda tarih, kültür ve sanat içerikli programlar yapar. Nil'den Tuna'ya Osmanlı Yazıları; Tuna Güzellemesi; Osmanlı Coğrafyasına Yolculuk,  İncir Çekirdeği, Hereke’den Çıktım Yola; Medeniyet Köprüsü Beş Şehirli başlıca kitaplarıdır.

 

Görev Şehidi Haluk Dursun

 

Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun Türk kültür, tarihi ve sanatına dair çok önemli çalışmalar yapar. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı görevini yürütmekteyken 1071 Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümü kutlamaları için Muş’un Malazgirt ilçesine gider.  Ardından Van-Erciş ilçesine yaptığı ziyaret sonrası, geçirdiği trafik kazasında 19 Ağustos 2019 günü hayatını kaybeder. Türkiye, Haluk Durdun’un ölümü ile büyük bir üzüntü yaşar. Cenazesi, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımı ile İstanbul Sultan Ahmet Camii'nde kılınır, çok sevdiği Kocaeli Hereke'de toprağa verilir.

 

Haluk Dursun Vefa Ödülü

 

Kültür ve medeniyet coğrafyamızın aşığı Haluk Dursun, hayatı boyunca Türk kültür ve tarihini araştırıp bilgi birikimini aktarmak için emek verir. Kalıcı eserler bırakarak gelecek nesillere hayatı ve nasihatleri ile rol model olur.  

Türk Dünyası Gazeteciler Federasyonu,  2019 yılında organize ettiği Uluslararası Türk Dünyası 4. Belgesel Filim Festivali dolayısı ile Haluk Dursun'a vefa ödülü vererek tarihi bir görevi ifa eder.

 

İnsan-ı Kamil yetiştirmek istiyordu

 

Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun’un yakın arkadaşı Doç. Dr. Osman Sezgin, Haluk hocayı şöyle anlatıyor: “Haluk hoca ne yapmak istediğini biliyordu. ‘İnsan-ı Kamil’ yetiştirmek istiyordu. Sözlerinin etkili olması için önce kendisi uyguluyordu. Haluk hocanın hiçbir eserinde bir kelimeyi bilmeden yazdığını göstermezsiniz. Zevki selim, kalbi selim ve aklıselim biriydi. İnsanlarda bir zarafet, letafet ve yükseklik meydana getirmeye çalışırdı ve bunu başarırdı. Haluk Dursun bildi, kalben tasdik etti, kendi bildiklerini, inandığını söyledi, sonra da bize nakletti. Onun için etkili oldu, onun için hala yaşamaya devam ediyor, edecek de.”

 

Onun kadar dost canlısı ikinci bir insan görmedim

 

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Küçükaşçı bir konuşmasında, Haluk Dursun'un bir ülküye ve ideale bağlı olarak yaşayan ve hayatlarının hiçbir döneminde değişmeyen nadide insanlardan biri olduğunu ifade ediyor ve şunları ekliyor. “Hayatı boyunca bir fikrin idealin mefkurenin etrafında koşan bir insandı. Onun bir derdi vardı ‘Nasıl biz insan yetiştirebiliriz? Daha çok insana nasıl dokunabiliriz?' hayatı bunlarla geçti. Ben onun kadar dost canlısı, etrafına saygı gösteren ikinci bir insan görmedim. Hocalarını, arkadaşlarını, dostlarını sürekli arardı. Haluk Dursun restorasyonların aslına uygun yapılmasına çok önem verirdi. Hırka-i Şerif ziyareti, Topkapı Sarayı'nda cuma namazı kılınması, Topkapı Sarayı'nın floryasının oluşması, çiçek dikilmesi gibi pek çok yeniliğe ve projeye imza attı. ‘Devlet erkan ile millet edebi ile ayakta durur’ diyerek erkan meselesine de çok önem verirdi ve görev yaptığı yerlere ilişkin pek çok hususu ortaya çıkarırdı.”

 

Araştırmacı Yazar, Gazeteci İsmail Kahraman’ın anlatımıyla Prof. Dr Ahmet Haluk Dursun

Vefa hatırlamak ve unutmamaktır. Haluk Dursun Çepni boyu ve Manav Türkmen kültürünün tüm özelliklerini kendisinde toplamış bir ilim insanıydı. Baba Memleketi Giresun Tirebolu Arslancık köyünde www.devrialem.tv olarak belgesel çekerek kendisine vefa borcumuzu ödemeye çalıştık.

Yetiştiği coğrafyanın, insan karakteri üzerinde büyük etkisi var. Haluk hocanın yetişmesinde Giresun Tirebolu ilçesinden nazlı nazlı akan Harşit ırmağı ve bir tabloyu andıran fındık bahçeleri ile yemyeşil Karadeniz dağlarının yüksekliği ve Karadeniz’in masmavi suları ve enginliği, Haluk hocanın genlerine sinmiş mayası ve hamurunun yoğrulmasında tesir etmiştir. Haluk hocanın hayatının şekillenmesinde başta annesinin babası Osmanlı müderrislerinden Hüsnü Hat Ustası Hafız Ahmet Efendi, hem Hereke ve hem de Hereke’de yaşanan yüksek ve çok kültürlü ortamı önemli rol oynar.
Haluk hocanın çocukluğu tabiat ve okuma aşkı, Marmara Denizi’nin sakin ve serin suları ile bir tabloyu andıran Hereke’de böyle başlar. Hereke’nin dünya markası ipek halıları, rengârenk Sümerbank kumaşları, tarihi Ulu Pınar’ı, asırlık Osmanlı Çınarları topraklarından bereket fışkıran bağ ve bahçeleri ortamında geçer.
Haluk Dursun’un tarih kültür ve tabiat aşkı işte böyle bir ortamda başlar

İstanbul’dan Osmanlı Coğrafyası’na Haluk hoca ile 20 yıl
 

Tarihler 1999… Osmanlı’nın kuruluşunun 700.yıl dönümü dolayısı ile o yıllarda Avrupa Türk İslam Birliği başkanı olan Musa Serdar Çelebi Bey’den Devri Alem Belgesel Program Yapımcısı olarak bir davet aldım. Haluk Dursun hoca da davetliydi.
 

Haluk hoca ile ilk kez Atatürk havalimanında yüz yüze görüşüp Almanya Fransa ve İsviçre de birlikte konuşma yaptık, aynı odayı paylaştık. Haluk Hoca ile elim bir trafik kazası sonucu vefat ettiği, 18 Ağustos 2019’a kadar, 20 yıl boyunca birlikte bir çok yurt içi ve yurt dışı gezisinde birlikte olduk. Resmî ve özel toplantılarda buluşup konuştuk.

 

 

Haluk Dursun'un gençlere nasihatleri

 

Kültürel kalkınmanın mimarlarından Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun'un gençlere verdiği bir birinden kıymetli nasihatler sadece gençlerin değil herkesin kulağına küpe olacak niteliktedir. Haluk Dursun, gençlere şöyle seslenir.

 

Sevgili gençler, gözümüzün bebeği, geleceğimiz gençler...

Ne olur…

*Meraklı insan olun; duyarsız, ilgisiz, heyecansız insan olmayın. Merak etmeye kendinizi alıştırın. Öğrenmenin başı merak etmektir. Üzerinize vazife olmayan şeyleri de merak edin. Başta, tabiatı merak edin. Mesela, barajlardaki su seviyesini, buğday rekoltesini, fındık taban fiyatlarını, bu sene gelen turist sayısını, en çok hangi filmin izlendiğini, en fazla hangi kitabın sattığını, hangi müzenin gezildiğini, arkeolojik kazılarda neler bulunduğunu, nerenin nesinin meşhur olduğunu merak edin.

*Bir merakınız olsun. Güzel sanatlarla ilgili bir merakınız olsun. Şiir yazamasanız bile ezberleyin. Koleksiyoner bir ruha sahip olun. Ayrıca gezmeye, görmeye, öğrenmeye meraklı olun.

*Soru sorma alışkanlığı edinin. Doğru adama, doğru soruyu sorun! Bizim millet “bilmiyorum” demez...

*Öğrenmeye doymayın. İşi, konuyu sadece ehlinden dinleyin, uzman görüşüne önem verin. Kesin karar vermeden önce şüphe edin.

*Takipçi olun. Konularınızı, işlerinizi takip edin; kendi haline bırakmayın. Hele, kendi işinizi başkasına hiç bırakmayın. Eloğlu, elâlemin eşeğini ıslık çalarak ararmış. Kurda “niçin ensen kalın?” demişler, “kendi işimi kendim görürüm.” demiş.

*İşlerinizi önem sırasına göre sıralamayı bilin. En önemsiz işine en önemli iş gibi bakarak nice hayati gündemini atlayan insan gördüm. Başarılı insanlar, en önemli işi öne alan, önce onu bitirenler oldu hep. Çok iş yapar gibi gözüküp, devamlı bir faaliyet içinde olduğu görüntüsü verip hiç bir şey üretmeyen insanlardan olmayın. Aman avare kasnak gibi boşa dönmeyin. Boşa koşturmayın, sonuç alıcı işler yapın. Üzerinize çok yük yükleyip de çok yıpranmayın, zorda kalıp kayış da attırmayın.

*Danışın. Önce aklınıza; sonra gönlünüze; en sonunda da sizi hesapsız, kitapsız, menfaatsiz, gönülden seven büyüklerinize danışın. Sizden daha tecrübesiz, dünya görmemiş, bir iş bitirmemiş, bir başarı göstermemiş insanlara danışmayın. Ama mutlaka şuna da dikkat edin ki danışacağınız kişinin soracağınız işle ilgili doğrudan bir menfaati olmasın. Size göre değil, kendi çıkarına göre tavsiyede bulunmasın.

*Zamanlama konusunda dikkatli olun. Planlı-programlı, zamanlı çalışmak kadar iyi zamanlama yapmak da çok önemlidir. Bir işe erken başlamak, sabah erken kalkmak, yola erken çıkmak mutlaka önemlidir; ama çok daha mühim olanı, neticeye ulaşmaktır. Erken kalkıp oyalanmak, erken başlayıp eğlenmek, ağırkanlı hareket etmek, sizi hep başarısızlığa götürür.

*Dikkatli olun. Öncelikle ağzınızdan çıkan söze, lafa dikkat edin. Laf olsun diye düşünmeden konuşmayın. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun.

*Hafızanıza güvenmeyin. Devamlı not alın; kayıt tutun, arşiv yapın.

*Randevulara vaktinde gidin. Verdiğiniz sözü yerine getirin. Bizim milletin bahane üretme kabiliyeti sınırsızdır. O yeteneğinizi fazla zorlamayın.

*Bilgi sahibi olmadan yorum yapmayın. Yine bizim millete Allah, yorum yapma kabiliyeti vermiştir. Hâlbuki en büyük fazilet “bilmiyorum” diyebilmektir. Öğrenme, bilmediğini bildiğin anda ve yerde başlar.

*İleri görüşlü olun. Yapacağınız projenin, başlayacağınız bir işin birkaç hamle sonrasını da düşünün, hesaplayın. Alternatifli çalışın. İşin sonunu düşünmeden, yeterli analiz yapmadan ortaya atılmayın; yola çıkmayın. Sonra yolda kalmasanız bile yaya kalırsınız! Gerçi yine bizim millet “kervan yolda düzülür.” demiş; besmele çekip yola koyulmuş. Ama siz kervanı önceden düzün. En önemlisi, “çala çala bir havaya dönecek.” demeyin. Akıntıya kürek çekmeyin.

*Gözlem ruhuna sahip olun. Bakan kör olmayın, can kulağıyla dinleyin, can gözüyle bakın.

*Çözüm odaklı olun. Kafanızın yazılımını “bir iş nasıl olmaz” diye uyarlamayın; nasıl olabileceğini düşünecek, arayıp bulabilecek bir kafa yapınız olsun. İşin olumsuz yanlarına takılıp kalmayın. İntikam hırsıyla yanmayın. Hep ileriye, geleceğe bakın. Küçük şeylerden de zevk alın. Acı bir kahve, demli bir çay, güzel bir pasta, bir parça çikolata, bir külah dondurma sizi mutlu etmeye yetsin.

*İnsan kıymeti bilin. Büyüklerinizin bir gün yanınızda olamayacağını, sevdiklerinize uzak düşebileceğinizi, onlardan ayrılabileceğinizi düşünerek elinizdekilerin kıymetini bilin.
*Fakirlere, gariplere, muhtaçlara el uzatın. Veren el, alan elden hayırlıdır. Ne verirsen elinle, o da gider seninle. İyi ve kötü günde sevdiklerinizin yanında olun. Gidemeseniz bile mutlaka telefonla arayın; mesajla, maille oyalanmayın.

*Günlük politikalar, kısır siyasal çekişmeler sizi esir almasın. Başkalarının yapamadıklarını konuşmak yerine kiminle ne yapabileceğinizi araştırın.

*Eleştiri ve tenkide açık olun. En önemlisi de, bir büyüğünüz sizi yetersiz görebilir, eleştirebilir; hatta zaman zaman size sinirlenip kızabilir. Ama bu sizi sevmediği anlamına gelmez. Tam tersine o, sizi sevdiği, ilgilenmeye değer bulduğu için tepki gösteriyordur.

*Şükrü ihmal etmeyin. Allah’a şükredin, insanlara teşekkür edin. Kalbinizi temiz tutun. Ameller niyetlere göredir. Aklınız, kalbiniz ve zevkiniz selim olsun.

*En son olarak da öğrenmeye ve öğretmeye doymayın...

Aman ne olacaksanız olun sakın; "sıradan ve sürüden" olmayın!


Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun, gençlerin önünü açmaya, onların özgüvenli, donanımlı, sorumluluk alan ve fark yaratan bireyler olmasını sağlamaya çok önem veriyordu.

Dicle’nin, Karasu’nun, Aras’ın kuzularını çakallara kaptırmayacağız

Ahmet Haluk Dursun, bir kaç sene önce Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde konuşma yaparken yaşadığı bir anısını da şu sözlerle anlattı: Genç bir kız öğrenci söz istedi ama muhalefet dozu yüksek heyecanlı bir şekilde, ‘Sizin burada ne işiniz var? Ben sizin yaptığınız çalışmalara baktım, siz Tuna tarihçisisiniz, sizin hayatınız Tuna’yla geçmiş. İkinci kitabınız da Nil. Nil’le ilgili de çalışmışsınız. Sizin hayatınızda Dicle yok. Siz Dicle’siz bir tarihçisiniz, o yüzden sizin burada bulunmaya hakkınız yok, konuşmaya hiç hakkınız yok’ dedi. Bütün akademik unvanlar bir tarafa gidiyor tabii.

“Tamam, bir dakika haklısın ama biraz dinle. Konuşmayı nerede yapıyoruz? Dicle Üniversitesinde yapıyoruz. Kampüsün içerisinden Dicle geçer. Ben buraya nereden geldim? Cizre'den geldim, Cizre tam bir şehirdir ve tam bir Dicle şehridir. Bir gün önce de Hasankeyf’te idim. Batman, oradan da yine Dicle gelir. Demek ki gözümüz Dicle’de ama gönlümüz de Tuna’da. Bunda da bir zarar yok, günah yok ama haklısın bu bir gecikme, bu bir tehir. Zaten her işin, her vazifenin rehine bırakılmış bir vakti vardır ‘vakti şerif’ denir zaten ona. İşte o vakti şerif gelmiş ben Dicle’de sizle bugün beraberim.” dedim.

Sonra gösterdim, gençlerin hepsi zaten aynı frekans gençler. “Siz Dicle'nin kuzularısınız ve siz Dicle’nin kuzuları bize emanetsiniz. Haklısınız geç kaldık bu emanete sahip olmakta ama bundan sonra sizinle hep beraber olacağız ve bu bölgede Dicle’nin, Murat’ın, Karasu’nun, Zap Suyu’nun, Aras’ın kuzularını çakallara kaptırmayacağız.” dedim. Çakallara kaptırmamak için onlarla hemhal olmak, hemdert olmak ve beraber olmak lazım.

Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun aynı zamanda gazetecilik de yapmıştı.

Haluk Dursun, genç bir gazeteciyken Süleyman Demirel ile yaşadığı anısını şöyle dile getirir: “O yıllarda okulu yeni bitirmiş, genç ve yeni bir gazeteciyim. Haluk sen gelme, heyecanlı, dobra dobra bir adamsın, rahat durmaz soru sorarsın, beyefendi yorgun, havayı gerersin, zor durumda kalırız. Söz verdim zor ikna ettim, beni de Tuzla'da ki evine götürdüler. Nüktedanlığı ile Sn. Demirel hepimize hoş bir ev sahipliği yapıyordu. Konuşmasının bir yerinde ‘barajlar, yollar, fabrikalar, köprüler yaptık, Boğaziçi Köprüsü yaptık dediğinde, çıkıp Sn.Başbakan köprüler yaptınız ama üzerinden geçecek bir gençlik yetiştiremediniz dediğimde herkes buz kesti, müthiş bir sessizlik oldu. Yine havayı Sn. Demirel dağıttı; haklısın delikanlı bir gençlik yetiştiremedik, en büyük noksanlığımız buydu, diyerek belki de ihtilala hayıfını dile getirmişti. Bu sözlerinden sonra arkadaşlar rahatladı ama bir daha beni bu tür toplantılara götürmediler.

Makam odasındaki kumrular

Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun,  Topkapı Sarayı’nda müdürlük yaptığı dönemdeki anısını şöyle anlatıyor:

“Aslında bu olayı emekli olup, köşeme çekildikten sonra yazmayı düşünüyordum. Çünkü biliyordum ki, ben yine çenemi( kalemimi) tutamayarak zülfü yare dokunacağım… Ama, o dönemde yaşananları anlattığım bir dostum çok ısrar etti, bunu mutlaka yazman lazım dedi.  Ben de hikâyenin içinde hem bürokratik bir zihniyet hem de gerçek bir aşk hikâyesi bulunduğu için saray tarihine bir kayıt düşürmeye karar verdim… Kimse ısrar etmesin isim vermeyeceğim.”

“Topkapı Sarayı’nda müdürlük yaptığım dönemde, makam odamda otururken bir kumrunun açık pencereden girerek avizenin etrafında uçtuğunu gördüm. Hiç kımıldamadan seyretmeye başladım. Kumru sanki tavaf eder gibi odanın her tarafında dolaştı, avizenin üzerine kondu, bir süre oturdu. Sonra geldiği gibi uçup gitti. Biraz sonra yanında başka bir kumru ile tekrar geldi.”

“Bu sefer sanki bir ev( saray) sahibi edasıyla onu gezdirdi. Yeni geleni elinden, (kanadından) tutar gibi aldı ve avizenin içine oturttu. Bir süre koklaştılar….Sonra uçup gittiler. Ertesi gün ikisi birlikte ağızlarında dal parçacıkları ile geri geldi ve avizenin içine bir yuva kurmaya başladılar.
Yuva bir kaç gün içinde kuruldu.”

“Ben olup biteni hiç ses çıkarmadan izliyordum. Dişi kuş yumurtlama hazırlığı yapıyordu. Galiba onlar da beni izliyordu ki, hiç tedirgin olmuş gibi görünmüyorlardı. Buna karşılık dışarıdan odaya başka birisi girince, hemen ürküp pencereden kaçıyorlardı. Baktım olmayacak, makam odamı onlara bırakıp hemen karşıda bulunan küçük bir odaya geçtim. Bir gün televizyon çekimi için Topkapı Sarayı’na gelen gazeteci dostum rahmetli Savaş Ay, hocam niye bu küçücük odada oturuyorsun, diye sordu.”

“Ben hâlden anlarım, bir kumru arkadaşım sevgilisine, ben seni saraylarda yaşatacağım, diye söz vermiş, insan yuva kurana yardımcı olmaz mı dedim. Hocam ne olur göster dedi ve kapıdan odadaki yuvanın resmini çekti. Ertesi gün beni Ankara’dan arayan arayana…

Derhal oda açılsın, yuva dağıtılsın, saray bakımsızlıktan perişan olmuş görüntüsü verilmesin, dediler. Meğer Savaş Ay haber yapmış bizim kumru hikâyesini…”

“Hemen aradım, üstad sen ne yaptın, dedim. Hocam bu kadar güzel haber buldum yazılmaz mı Allah aşkına, dedi. Gazetede sabah toplantısında anlattım, herkes ayağa kalktı ve seni alkışladı, diye ilave etti. Sadece gazete değil, Ankara da ayağa kalktı sayende, diye cevap verdim. Ne yapacaktım? Çifte kumrulara kol kanat gerip onların saadetlerini mi korumaya çalışacaktım, yoksa odayı kullanmaya açarak bir yuvanın dağıtılmasına mı neden olacaktım. ”

Muhakkak ki, biz de bir gün bu makamdan uçup gideceğiz

“Bir şekilde ya ben makamı, ya da onlar makam odamdaki yuvalarını kaybedeceklerdi. Akşama kadar Bakanlıktan beni aramayan kalmadı…
En azından yumurtadan yavru kuşlar çıksın, uçup gidene kadar bekleyelim diye düşündüm. Ben yuvayı almam, siz beni görevden alın isterseniz dedim. Ertesi gün yuvaya bakmaya gittim ki ne göreyim yuva duruyordu, ama kumrular yoktu. Yuva olmasa birisi kuşları ürküttü, kovaladı diyecektim…
Hâlbuki yuva yerli yerinde duruyordu. Kumrular sanki durumu hissetmiş ve sessizce çekip gitmişlerdi.”

“Bir daha da hiç gelmediler… Ben daha sonra Topkapı Sarayı’ndan Müsteşar ve Bakan Yardımcısı olarak Ankara’ ya gittim. Kuşların yuvası dağıtılsın, makama sahip çıkılsın diyenlerin ise hiç birisi Bakanlıkta makamında kalamamıştı. …Kuşlar ise hep uçmaya ve yuva kurmaya devam edecek…”

Vasiyet niteliğinde son konuşması

Yahya Kemal, Arif Nihat Asya olmadan tarihimizin ruhuna inmek mümkün mü?

Fuat Sezgin, İhsan Süreyya Sırma gibi değerlerin gençlere anlatılmasının önemine değinen Dursun, "Mehmet Doğan ağabeyimiz gerçekten bizim kuru akademik tarihçilerin, kendimi koyarak söylüyorum, başkalarını tenzih ediyorum. Bir türlü fark edemedikleri bir noktaya temas etti. ‘Bu tarihin içinde biz tarih derslerini niye başarılı bir şekilde sevdiremiyoruz?’ sorusu çok önemli bir sorudur. Gençlerimize tarih dersini niye sevdiremiyoruz? Çünkü tarihin geleneksel kültürden ve sohbet kültüründen gelen aktarım kabiliyetini kaybettik. Battal Gazi'yi, Battalnameleri, Danişmentler’i çocuk kimden duyacak? Bu bölge için Battal Gazi ne kadar önemli birisidir değil mi? O kesikbaş hikâyeleri, Hazreti Ali cenkleri, bunlar nasıl duyulacak? İşte bunlar yaşayan kültürle nesilden nesle aktarılmak suretiyle duyulacak. Şimdi biz tarihçiler, nasıl Rumeli’ye geçildiğini anlatır bir sürü tarihsel şeylerle. 'Keramet gösterip halka suya seccade salmışsın/ Rumeli’nin öte yakasın dest-i takva ile almışsın.' diyor şair. Hadi bakalım buyurun böyle anlatımı kim yapacak şimdi? Bu ayrı bir âlem. Sarı Saltuk’u bilmeden, Saltukname okumadan, 'Geldik bir zamanlar Sarı Saltuk'la Asya'dan/ Dağıldık bir bir diyar-ı Ruma Sakarya’dan' diyen Yahya Kemal'i okumadan, Arif Nihat Asya olmadan, Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun o serisini koymadan bizim bu tarihimizin ruhuna inmek mümkün olabilir mi?" diye konuştu.

Haluk Dursun, Malazgirt, Çanakkale, Sakarya ve Sarıkamış’ı hatırlamadan tarihin doğru dürüst yorumlanamayacağına vurgu yaparak, "Muş’ta ve diğer bütün bölge üniversiteleri gezip dolaştıktan sonra o kızın bana 'Ne işin var senin burada?' deyip o dersi verdikten sonra ders aldım yani ondan. Geri kalan kısmını hep bu bölgede geçirdim. Tamamıyla Ankara’nın doğusunda yani özellikle bu Dicle, Fırat, Zap üçlüsünün olduğu yerlerde geçiriyorum." dedi.

Yapmamız gereken, sohbet ağırlıklı mekânlar kurmaktır

O bölgenin gençleriyle Anadolu Tarih ve Kültür Birliği'ni kurduklarına işaret eden Haluk Dursun, şöyle devam etti:

"Bizim yaptığımız bu çalışma grubunda liseliler var, Batı liseleri, İstanbul'un en iyi liseleri, ilk 100'e giren çocukları var. Galatasaray, İstanbul ve Kabataş Erkek Lisesi üçlüsü pilot olarak belirlendi ve 100. yıl dolayısıyla 100 genç seçtik. Bunlara Çanakkale ruhu olsun diye ilk programı Çanakkale'de yaptık. Sonra Anadolu'yu gezdirmeye başladık. Geçen ay Ahlat'a götürdük. Çünkü Ahlat görülmeden Anadolu anlaşılmaz."

Dursun bu grupla Mardin, Hasankeyf ve Batman'a gittiklerini, Sarıkamış, Bitlis ve Doğu Beyazıt'a da gideceklerini belirterek, "Bizim temelimiz Anadolu'dur, Malazgirt'tir, Sakarya'dır, Sarıkamış'tır, Ahlat'tır. Kudüs bizim için mukaddes, hep söylüyorum ama Kudüs kadar Müküs'ü (Bahçesaray) tanıyacağız. Çok güzel bir çaydır. Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu'nun dediği gibi, biz bu coğrafyaya, tarihe, edebiyata, şiire ve gazavatnamelere dost olacağız. Bu kültürel gelişimimizi akademik çalışmalarla da tamamlayacağız, tekemmül ettireceğiz, mükemmelleştireceğiz ve inşallah geleceği o zaman çok daha emin bir şekilde karşılamış olacağız." sözlerini sarf etti.

Televizyon dizilerinin tarih konusunda merak uyandırmadaki rolünün altını çizen Dursun, şunları söyledi:

"Ömer Seyfettin'in 'Pembe İncili Kaftan'ını da mutlaka okumak lazım. Ömer Seyfettin'siz de bu heyecanın, kendi kültürümüzün eksik kalacağı kanaatini taşıyorum. Ben Feridun Fazıl Tülbentçi'ye de yetiştim. Bir de bu işin söz ve sohbet ustaları var. Eşref Şefik vardı mesela. Bunlardan tarih dinlemek ayrı bir keyifti, akademik kürsülerden dinlemenin dışında çok büyük bir alternatif tarih kültürü ortaya koyuyordu. Biz millet kıraathanelerini kurduk. Şu anda bana göre yapmamız gereken, sohbet ağırlıklı mekânlar kurulmasıdır."

Hereke’den Erciş’e 62 Yıllık Ömür
 

Ömür dediğin şey nedir ki
Bir varmış, bir yokmuş
İnsan fani, dünya yalan
Baki kalan gök kubbede
Eser ve hizmetlerle hoş sedalar bırakmak

Anahtar Kelimeler: